Tarihin Göz Kamaştırıcı Kadınlarının Güzellik Sırlarını sizler için araştırdık.

Sürekli büyüleyici bir biçimde görünmek hiç kolay değil. Tarihin en güzel kadınları doğuştan muazzam doğmadı. Güzelliklerini kazanabilmek ve koruyabilmek için uzun uğraşları sürdürdüler. Ezilmiş böceklerin bağırsağı, haşlanmış kuşların tüketilmesi ve gübreler... Bu içeriğimizde tarihin en göz kamaştırıcı kadınlarının güzellik sırlarını öğreneceksiniz.

İmparatoriçe Elisabeth: Ham Dana Eti ile Yüz Maskesi

19.Yüzyılda dünyadaki en güzel kadın Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth olarak kabul edilmekteydi. Kusursuz cildi ve ayakuçlarına dek uzanan açık kestane rengi saçlarıyla Avrupa'da oldukça ünlü bir kadındı. Cildini genç ve diri tutabilmek için ellerini, yüzünü ve boynunun tamamını ılık zeytinyağıyla yıkardı. Kendine özel şekilde hazırlanan çiğ dana eti ile yüzünü tamamen kaplayan maskesi de bu güzelliğinin sırları arasındaydı. Çok az miktarda yemek yemeyi tercih ettiği için beli yalnızca 49.5 santimetreydi. Bu ölçüye rağmen her gün korse kullandığı bilinmekteydi.

Kleopatra: Eşek Sütü Banyosu

Kraliçe Kleopatra, yaşayan en güçlü erkeklerin dahi kalbini kazanacak göz alıcı bir güzelliğe sahip bir kadındı. Bu belki de onun cazibesi belki de bir lütuftu. Gübre ve böcek bağırsağının tatlı aromasının karıştırarak kullanması cildinin güzelliğinin temel etkenleri arasındaydı. Püre haline getirilmiş olan böcek bağırsaklarından yapılmış rujları ve gözünün altına sürdüğü timsah gübresi ile cildinin hep güzel göründüğüne inanıyordu. Kleopatra aynı zamanda eşek sütü ile banyo yapmaktaydı.

Nefertiti: Aşırı Yoğun Makyaj

Mısır Kraliçesi Nefertiti, 20. Yüzyılın başlarında yüzünün bir heykeli uluslararası alanda beğeni kazanan bir isimdir. Şaşırtıcı olmayan nokta güzelliği için harcadığı emeklerdi. Cesedinin makyajlı gömüldüğünden yola çıkarsak güzellik sırlarını az çok tahmin edebilmekteyiz. Aynı zamanda Nefertiti’nin vücudunda saçları da dâhil tek bir kıl dahi yoktu. Saçlarından ayakuçlarına kadar tıraş edilmekteydi. Kafasını perukla kapatır ve gözlerini kohl adında boyayla boyardı. Eski Mısır’da kullanılan kohl boyası, siyah kurşundan elde edilmekte olan bir boyadır. Bu durum da; Nefertiti’nin kurşun zehirlenmesinden öldüğünü göstermektedir. Kullandığı rujlar da bromin manniti maddesi içermekteydi. Bu madde ise yoğun zehir bulundurmaktadır. Yaptığı makyajlar sebebiyle ölme ihtimali oldukça yüksektir.

Kraliçe I. Elizabeth: Cildi Kurşunla Kaplama

Kraliçe Elizabeth’in resimlerine göz atıldığı vakit en çok merak uyandıran şeyin yüzünün neden oldukça fazla beyaz olduğudur. “Neden?” sorusunun cevabı ise, beyaz cilt görüntüsünün o zamanların bir güzellik akımı olmasıdır. O dönemlerde beyaz cilt eğilimi zenginliğin ve güzelliğin bir sembolüyken, bronz ten ise düşük seviyede bir sosyal sınıf demekti. Bu görünümü elde edebilmek için zehirli kurşunun boya olarak kullanılması gerekirdi. Bu boya; baş ağrısına, saç dökülmesine, mide sorunlarına, diş çürümesine hatta felç olmaya dek büyük tehlikelere neden olmaktaydı.

sisal

Marie Antoinette: Güvercin Pisliği

Fransız Kraliçesi Marie Antoinette de, İmparatoriçe Elisabeth gibi bir yüz maskesi ile yatağa girmekteydi. Maskesi; konyaktan, yumurtadan, süt tozundan ve limondan oluşuyordu. Aynı zamanda güvercin pisliği de onun kendine has güzellik sırlarından biriydi. Bunun yaşlanmayı geciktirdiğine inanıyordu.

İskoç Kraliçesi Mary: Şarapta Banyo Geleneği

İskoç Kraliçesi Mary çok güzel bir kadın sayılmazdı. Büyük bir çenesi ve keskin bir burnu vardı. Ama o bir Kraliçe’ydi ve çok güzel görünmesi gerekliydi. Cildini olabildiğince güzel tutabilme adına hizmetçilerinin beyaz bir şarapla doldurduğu küvette banyo yapmaktaydı. Şarabın onun cildine çok iyi geldiğini düşünmekteydi.

İmparatoriçe Zoe Porphyrogenita: Kendi Kozmetik Laboratuvarını Açtı

İmparatoriçe Zoe Porphyrogenita, Bizans İmparatorluğu'ndaki en güzel kadınlardan biriydi. Altmışlı yaşlarına geldiğinde hala 20 yaşındaki gibi bir cilde sahipti. Güzel ve bakımlı görünebilme adına gerçekten çok emek sarf etmiştir. İmparatoriçe olmasının ardından Zoe Porphyrogenita sarayın içinde kendi kozmetik ürünlerini hazırlatabileceği laboratuvar inşa ettirmiştir. Laboratuvarın tek müşterisi ise Zoe’ydu.

Lucrezia Borgia: Saatlerce Yıkanan Saçlar

Lucrezia Borgia gününün çok uzun bir zaman dilimini saçlarını yıkamaya ayırmaktaydı. Lucrezeia parlak ve sarı saçlara sahipti ancak bu saçlar doğal değildi. Lucrezia saçlarını saatlerce limonlu suda yıkar ve günün diğer kısmında da güneş ışığının altında beklerdi.

Truva Helen: Sirke Banyosu

Truva Helen, o kadar güzel bir kadındı ki binlerce kişi onun için savaşarak hayatını. Helen her gün emrindeki görevlilerin hazırlamış olduğu sirkeyle doldurulmuş olan küvete girerek saatlerini geçirirdi.

Simonetta Vespucci: Arsenik ve Sülükler

Simonetta Vespucci Rönesans döneminin bir güzellik ikonuydu. Bu nedenle sülükleri ve bazı zehirleri sıklıkla kullanmaktaydı. Cildinin her daim soluk ve beyaz kalabilmesi adına Vespucci, sülüklerden faydalanmaktaydı. Sülükler kanını sürekli biçimde emerek yüzünün beyaz görünmesini sağlıyordu. Bazı kadınlar ekmek kırıntılarını yumurta akları ile karıştırıp üstüne sirke ekleyerek yüz maskeleri hazırlarlardı. Kadınlar kaşları için arsenik ya da kaya şapını kullanırlardı.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları